top of page

Siyah ile Beyaz Arasında İnsan: Persepolis

  • Writer: Asmin A.
    Asmin A.
  • 3 hours ago
  • 4 min read

Persepolis, Marjane Satrapi’nin kendi yaşamından izler taşıyan ünlü çizgi romanının beyaz perdeye uyarlanmış hâlidir. Satrapi, başlangıçta eserinin sinemaya aktarılması fikrine mesafeli yaklaşmış olsa da film, gösterime girdiği dönemden itibaren geniş bir yankı uyandırmış ve zamanla yalnızca İran’ın yakın tarihini anlatan bir yapım olmaktan çıkarak kimlik, aidiyet, özgürlük ve yabancılaşma üzerine evrensel bir anlatıya dönüşmüştür.


Filmde Satrapi, kendi hayatını anlatırken yalnızca İran İslam Devrimi’nin gölgesinde büyüyen küçük bir kızın anılarını paylaşmaz. Aynı zamanda çocukluktan yetişkinliğe uzanan sancılı bir yolculuğu; bir kadın olarak baskıyla, bir İranlı olarak önyargıyla ve bir birey olarak kendi içindeki çelişkilerle mücadelesini gözler önüne serer. Marjane’ın hikâyesi, hem İran’da kadın olmanın hem de İranlı bir kadın olarak dünyanın başka bir yerinde var olmaya çalışmanın yarattığı çift yönlü yabancılaşmanın hikâyesidir.


Bununla birlikte Persepolis’in temel amacı doğrudan politik, sosyolojik ya da dinî bir eleştiri ortaya koymak değildir. Film, büyük tarihsel olayları açıklamaktan çok onların sıradan insanların hayatlarında açtığı yaraları gösterir. Devrim, savaş, baskı ve göç; filmde yalnızca tarih kitaplarında yer alan kavramlar değildir. Bunlar, insanların sofralarına, kıyafetlerine, sevdiklerine, korkularına ve günlük hayatın en küçük ayrıntılarına kadar sızan gerçekliklerdir.


Animasyon, İran İslam Devrimi sırasında yaşayan, üst sınıfa mensup sosyalist bir ailenin küçük kızı Marjane’ın dünyasıyla başlar. Marjane başlangıçta adalet, özgürlük ve devrim gibi kavramlara çocukça bir heyecanla yaklaşır. Ancak büyüdükçe bu kavramların gerçek hayatta ne kadar karmaşık ve çelişkili biçimlere büründüğünü görmeye başlar. Onun olgunlaşması, yalnızca yaşının ilerlemesiyle değil, çevresindeki insanların kayıplarına, korkularına, suskunluklarına ve hayal kırıklıklarına tanık olmasıyla gerçekleşir.


Film boyunca Marjane’ın hayatına eşlik ederken ailesinin, akrabalarının, komşularının ve ülkesinin hikâyesinden de parçalar görürüz. Her insan, büyük politik dönüşümlerin içinde kendi küçük hayatını korumaya çalışmaktadır. Kimi korkudan susar, kimi inandıklarından vazgeçer, kimi sisteme uyum sağlar, kimi ise direnmenin bedelini öder. Film, bu insanlardan hiçbirini bütünüyle kahramanlaştırmaz ya da şeytanlaştırmaz. Onları zaafları, cesaretleri, korkuları ve çelişkileriyle birlikte gösterir.


Persepolis’te en etkileyici olan, seyirciye belirli bir ideolojiyi kabul ettirmeye çalışmadan insanların hayatlarına dokunabilmesidir. Olayları Marjane’ın gözünden izlerken insanların umutlarına, fakat çoğu zaman da umutsuzluklarına ve çaresizliklerine tanık oluruz. Karakterler kimi zaman kendi dinlerini, siyasi görüşlerini ve ahlaki değerlerini sorgular; kimi zaman inandıkları ilkelerle çelişir, kimi zaman korkularının ardına saklanır. Ancak bütün bunların yanında sevgiye, dayanışmaya, mizaha ve insan kalabilme çabasına da tutunurlar.


Film bu yönüyle ideolojilerin insan hayatındaki karşılığını soyut kavramlarla değil, gündelik deneyimlerle gösterir. Politik düşünceler, karakterlerin hayatında yalnızca savundukları fikirlerden ibaret değildir; kimi zaman bir tutuklanma, kimi zaman bir yasak, kimi zaman gizlice dinlenen bir müzik, kimi zaman da bir yakının kaybı olarak ortaya çıkar. Böylece tarih, uzak ve soyut bir anlatı olmaktan çıkar; bireyin bedeninde, hafızasında ve ruhunda taşınan kişisel bir yaraya dönüşür.


Marjane’ın anlatıcı olarak en güçlü tarafı ise kendisini hikâyenin kusursuz kahramanı olarak sunmamasıdır. Kendi hatalarını, bencilliklerini, korkaklıklarını ve başarısızlıklarını saklamaz. Kimi zaman ailesine, kimi zaman çevresindekilere, kimi zaman da kendisine haksızlık eder. Yalnızlığının içinde savrulur, ait olmadığı hayatlara tutunmaya çalışır ve hayatta kalabilmek için zaman zaman kendi kimliğinden uzaklaşır. Ancak film tam da bu dürüstlük sayesinde güçlüdür. Marjane yalnızca zulme uğrayan masum bir karakter değil; yanılan, kaçan, inciten, utanan ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan gerçek bir insandır.


Bu nedenle filmde herhangi bir düşüncenin bütünüyle yüceltilmesi ya da kötülenmesi söz konusu değildir. Devrim de Batı da gelenek de modernlik de özgürlük de tek başına kurtuluş vadetmez. Her düşünce, insanların elinde farklı biçimlere dönüşebilir.


Film, kesin cevaplar vermek yerine insanın kendi kimliğiyle, geçmişiyle ve yaşadığı toplumla kurduğu ilişkinin ne kadar çelişkili olabileceğini gösterir. Filmin siyah beyaz oluşu ise bu açıdan son derece ironik ve anlamlıdır. Görsel dünya yalnızca iki renkten oluşmasına rağmen anlatılan insanların hiçbiri tamamen siyah ya da tamamen beyaz değildir. Ne bütün kötülükler tek bir tarafta toplanır ne de iyilik yalnızca belirli bir düşüncenin temsilcilerine aittir. Her karakter kendi içinde hem karanlığı hem aydınlığı taşır. Siyah ile beyaz arasındaki bu görsel karşıtlık, insan ruhundaki gri alanları daha görünür hâle getirir.


Filmdeki karanlık, yalnızca baskıcı yönetimi ya da savaşı temsil etmez; insanın korkusunu, yalnızlığını ve kendisine yabancılaşmasını da yansıtır. Beyaz ise mutlak bir masumiyetten çok, bütün bu karanlığa rağmen varlığını sürdüren umudu, sevgiyi ve direnci çağrıştırır. Böylece filmin biçimsel sadeliği, anlatısal karmaşıklığıyla çarpıcı bir karşıtlık oluşturur.


Marjane’ın Avrupa’ya gidişiyle birlikte film, yalnızca İran’daki baskıyı değil, Batı toplumlarının İran’a ve İranlılara yönelttiği önyargıları da sorgulamaya başlar. Marjane, kendi ülkesinde özgürlüğü kısıtlanan bir kadınken Avrupa’da bu kez kimliği nedeniyle yabancılaştırılır. İran’da fazla Batılı, Batı’da ise fazla İranlıdır. Hiçbir yere tam olarak ait olamaz. Bu nedenle onun yolculuğu yalnızca fiziksel bir göç değil, insanın kendi benliğini kaybetmeden iki dünya arasında var olabilme mücadelesidir.


Marjane’ın yaşadığı bu aidiyetsizlik, filmin en evrensel meselelerinden birini oluşturur. Çünkü insanın kendisini yabancı hissetmesi için mutlaka başka bir ülkeye gitmesi gerekmez. Bazen insan doğduğu topluma, ailesine, inançlarına ve hatta kendi geçmişine bile yabancılaşabilir. Marjane’ın hikâyesi, bir ülkeye ait olmaktan önce kendine ait olabilmenin ne kadar zor olduğunu gösterir.


Satrapi’nin şu sözleri, filmin bütün anlatısını özetleyen bir anahtar gibidir:


“Seküler Amerikan halkına iletmek istediğim tek bir mesaj varsa, o da şudur: Dünya ülkelerle bölünmüş değildir. Doğu ile Batı arasına çekilmiş keskin bir çizgiden de ibaret değildir. Siz Amerikalısınız, ben İranlıyım. Birbirimizi hiç tanımıyoruz; yine de yan yana gelip konuşabiliyor, birbirimizi eksiksizce anlayabiliyoruz. Çünkü sizinle kendi hükümetiniz arasındaki mesafe, sizinle benim aramdaki mesafeden çok daha büyüktür. Aynı şekilde benimle kendi hükümetim arasındaki uçurum da benimle sizin aranızdakinden çok daha derindir. Üstelik hükümetlerimiz, bizden çok birbirlerine benzerler.”


Bu sözler, Persepolis’in insanları ülkelerine, dinlerine ya da hükümetlerine indirgemeyi reddeden yaklaşımını açıkça ortaya koyar. Film, Doğu ile Batı arasındaki görünür sınırların ardında birbirine benzeyen hayatlar bulunduğunu hatırlatır. İnsanların korkuları, umutları, sevinçleri ve kayıpları; onları yöneten iktidarların söylemlerinden çok daha ortak ve gerçektir.


Sonuç olarak Persepolis, yalnızca İran İslam Devrimi’ni ya da Marjane Satrapi’nin kişisel tarihini anlatan bir film değildir. Baskının karşısında birey kalabilmenin, ait olmadığı yerlerde kendini aramanın ve insanın kendi hatalarıyla yüzleşmesinin hikâyesidir. Film, dünyayı siyah ve beyaz biçiminde ayırmanın kolaylığına karşı insanın çelişkili doğasını savunur. Çünkü Persepolis’te insanlar ne yalnızca kurban ne yalnızca suçlu, ne bütünüyle cesur ne de bütünüyle korkaktır. Her biri kendi koşulları içinde yaşamaya, sevmeye, direnmeye ve hayatta kalmaya çalışan insanlardır. Filmin geriye bıraktığı en güçlü duygu da budur: Bizi birbirimizden ayırdığı düşünülen sınırların ardında, çoğu zaman aynı korkuları taşıyan ve aynı özgürlüğü arayan insanlar vardır.

 
 
 

Comments


bottom of page